📚 Bilimsel Yayınlar
Her sayfada en fazla 10 yayın gösterilir. Yayınlar en yeni tarihten en eskiye doğru sıralanmıştır.
Dokuzuncu Dekatta Koroner Bypass Cerrahisi
Amaç: Günümüzde ileri yaşta koroner bypass cerrahisi gereken hastaların sayısıgiderek artmaktadır. Çalışmamızda 80 yaş üzeri hastaların ameliyat öncesi risk faktörleri ile ameliyat sonrası erken ve geç dönem sonuçları incelenmiş ve daha genç yaş grubu ile karşılaştırılmıştır. Yöntem: Hastanemizde Ocak 1995 ve Ocak 2001 tarihleri arasında koroner bypass operasyonu uygulanan 3834 hasta arasında 80 yaş ve üzerinde (Ortalama 82.7±2.9) olan 55 hastadan elde edilen kayıtlar retrospekti olarak değerlendirildi. Bulgular: Otuzdokuz hasta erkek (%70.9); 16 hasta kadındı (%29.1). Koroner bypass'a ek olarak 3 hastada aort valv replasmanı, 1 hastada sol ventrikül anevrizma tamiri, 1 hastada ise karotis endarterektomisi yapıldı. Atriyal fibrilasyon (%21.8), böbrek fonksiyon bozukluğu (%16.4) ve uzamış ventilasyon (%10.9) başta gelen komplikasyonlardı. Hastane mortalitesi %7.3 olarak belirlendi. Kaplan Meier hayatta kalma analizi yapıldığında 5 yıl sonunda hastaların %83.1±5.2'sinin hayatta olduğu saptandı. Sonuç: Seksen yaş ve üzerindeki hasta grubunda koroner bypass cerrahisi; hastanede kalış süresinin uzaması ve normalden biraz daha yüksek ancak kabul edilebilir bir mortalite ve morbidite göz önüne alınarak uygulanabilir. Bu hastaların erken safhada ameliyata yönlendirilmesi ve kardiyopulmoner bypass tekniğinde yapılan hastaya özgü modifikasyonlar sonuçların iyileşmesinde etkili olmaktadır
Diyaliz bağımlı kronik böbrek hastalarında kalp cerrahisi: 17 hastanın sonuçları
Amaç: Kronik böbrekyetmezliği (KBY) hastalarında majör ölüm sebebi kardiyovasküler hastalıklar olup, bunların tedavisinde perkütan girişimler tatminkar derecede başarılı olamamıştır. Bu çalışmada ekibimizin diyaliz bağımlı KBY hastalarına uyguladığı açık kalp ameliyatlarının sonuçları değerlendirilmektedir.
Materyal ve Metod: 1999-2003 yılları arasında KBY olan 5 kadın, 12 erkek toplam 17 hastaya açıkkalp ameliyatı yapıldı.hastaların yaş ortalaması 57,65±11,29 (33-74) olup 13 hastaya koroner bypass (CABG=Coronary Artery Bypass Grafting), 2 hastaya CABG+kapak replasmanı ve diğer 2 hastaya da yalnızca kapak replasmanı yapıldı. Ameliyattan bir gün önce hemodializ, ameliyat sırasında hemodiafiltrasyon, ameliyat sonrası ise 24 ile 48 saat içinde hemodializ uygulandı.
Sonuçlar: Hastaların ameliyat öncesi ortalama diyaliz süresi 56,1±30,5 ay idi. bir olgu diyaliz sonrası ağır hipoglisemi ve nörolojik komplikasyon ile 3. gün, diğer bir olgu ise düşük kardiyak debi ve multiorgan yetmezliği ile 29. gün kaybedildi. Ortalama 26,5±29,1 ay süre ile takip edilen hasta grubumuzun sürvi oranları 1. yılda %76,02±10,48; 2. yılda %66,52±12,77 ve 5. yılda da %41,57±16,29 olarak belirlendi.
Yorum: Diyaliz bağımlı KBY hastalarında açık kalp ameliyatları erken ve geç postoperatif dönem içinkabul edilebilir mortalite ve morbidite ile uygulanabilmektedir. Ameliyat öncesi hazırlık ve ameliyat esnasında teknik donanımın iyi kullanılması, sonucu olumlu etkilemektedir
Diltiazem İnternal Torasik Arter kan Akımı Üzerine Etkisi.
Özet: Bir kalsiyum antagonisti olan diltiazemin koroner arter cerrahisinde internal torasik arter (ITA) akımı üzerindeki etkisini incelemek üzere 60 olgu üzerinde yapılan çalışmada, 30 olguya peroperatif 0.1mg/kg/saat-0.3mg/kg/saat arasında değişen dozlarda diltiazem perfüzyonu başlandı ve 24 saat devam edildi (Grup 1). Diğer 30 olguya (Grup 2) diltiazem verilmedi. Yapılan ölçümlerde ITA kan akımı Grup 1'de 110±5ml/dk bulundu (p
Diagnosis at first glance: hairy black colonies in resected prosthetic aortic valve
A 53-year-old woman who had a history of acute rheumatic fever in her adolescence was admitted to hospital for aortic valve replacement. In the postoperative period no complications developed and shewas discharged 11 days later. Three months later, she was re-admitted with high fever (39Cº axillary), malaise and a high white blood count (16000/mm3). Initial microbiological and radiological evaluations were uneventful. A transesophageal echocardiography (TEE) examination howed an aneurysmatic degeneration on the aortic wall, behind the rosthetic valve. Reoperation was decided upon, and resected material was sent to our microbiology and pathology laboratories
Dev lenf düğümü hiperplazisi: "Plazma hücrelerindeki zengin hiyalen vasküler tip".
Özet: Ön mediastende, timomaya benzeyen bir dev lenf düğümü hiperplazisi cerrahi girişim ile çıkarıldı. Histolojik olarak küçük germinal merkezleri bulunan lenfoid folliküller ve hiyalinizasyon gösteren kapiller proliferasyon gibi hiyalin vasküler tipe has özellikler saptanmıştır. Ayrıca interfolliküler alanlarda bol miktarda plazma hücrelerin görülmesinden dolayı, plazma hücrelerinden zengin bir hiyalin vasküler tip lenf düğünü hiperplazisi olarak isimlendirilmiştir.
Coronary rupture to the right ventricle during PTCA for myocardial bridge.
Bu yayına ait detay metni bulunamadı.
Clinical experience with coronary sinus catheterization in minimally invasive aortic valve surgery under transesophageal echocardiography guidance
Abstract: We aimed to show conventional coronary sinus (CS) catheter could be used with transesophageal echocardiography (TEE) guidance through the limited surgical field in aortic valve surgery with "J" sternotomy. This method was performed in 14 patients and completed successfully in 12. we believe that in minimally invasive aortic valve surgery, the insertion of the conventional retrograde cardioplegia catheter to the CS with routine way may not be possible but application of TEE guidance is cost-effective and easily applicable method without significant complications.
Cerrahi Semiyoloji - Arter, Ven, Lenfatikler Genel semptomlar, arter muayenesi, ven muayenesi, arter hastalıkları, ven hastalıkları, lenf hastalıkları.
Özet: Damar hastalırnda sabırla yapılan soruşturma ve fizik muayene, çoğu kez klinik tanıya götürecek bilgilerin elde edilmesini sağlamaktadır. Bir damar hastası muayene edilirken, sadece şikayet edilen ekstremitesi değil, vücudu bir bütün olarak incelenmelidir. Damar hastalarının yıllar boyu takibi gerektiğinden düzenli bir hasta kaydı tutulması gerekir. Hastanın mevcut yakınmaları, daha önce konmuş tanı ve gördüğü tedaviler, risk faktörleri (yüksek tansiyon, tütün, hiperlipidemi) gibi unsurların kaydedilmesi şarttır. Her kontrolde klaudikasyon mesafesi ve ağrının ekstremitede duyulduğu bölge belirtilir. Fizik muayenede baldırçapının ölçülmesi, kıllanma durumu, mevcut ülser ve gangrenin büyüklüğü ve yerinin tanımlanması, parmak aralarında enfeksiyon varlığı hususlarının kaydedilmesi takip yönünden çok faydalı olmaktadır.
Cerrahi Merkezlerinde Ameliyathane Hava Temizliği Ölçümlerinde Farklı Yöntemlerin İrdelenmesi: Üç Merkezli Bir Çalışma
Özet: Ameliyat sonrası meydana gelen yara infeksiyonlarında gerek preoperative kolonizasyon, gerekse intraoperatif kontaminasyon büyük rol oynar. Cerrahi alan infeksiyonları ile ameliyathane havasının kirliliği arasındaki ilişki bilinen bilimsel bir gerçektir. Bu nedenle ameliyathane hava temizliğinin veya kirliliğinin saptanmasında kullanılan sedimentasyon yöntemi, 1m3'teki partikül sayım yöntemi üç farklı cerrahi merkezde uygulandı. Araştırmamızda, uluslararası standart olarak Kabul edilen FDA-209 E'nin öngördüğü 0.5-5mm partikül boyutlarına gore ameliyathanelerin sınıf belirlenmesi yapılarak, sedimentasyon yöntemiyle bu sınıfa tekabül eden m2'ye düşen bakteri ve mantar sayısı, 1m3'teki hava emme yöntemiyle aynı sınıfa tekabül eden CFU/m3 tespit edildi. Buna göre "Laminar Air Flow (LAF)" donanımına sahip ameliyathaneler sınıf 2.5 olarak saptanırken, m2'ye düşen bakteri sayısı ortalama 17, mantar sayısı ortalama 2 ve 1m3'teki havada CFU/m3 5 olarak bulunmuştur. Hem LAF hem de "High Efficiency Particulate Air Filter (HEPA)" donanımı olmayan ameliyathanelerde ise sınıf 4.5 m2'ye düşen bakteri sayısı ortalama 85, mantar sayısı ortalama 12, CFU/m3 ortalam 165 olarak saptanmıtır. Çalışmamız LAF ve HEPA donanımlı ameliyathanelerin FDA-209 E'ye uygun olduğunu göstermiştir. Ayrıca ameliyathanelerin hava temizliği ve kirliliğinin belirlenmesinde partikül sayımı yönteminin diğer iki yönteme göre zaman açısından daha avantajlı olduğusonucuna varılmıştır
Cardiac Hydatid Cyst in left Ventricle
Abstract: Hydatid cyst of the heart is an uncommon lesion which usually develops in the left ventricle. A34-year-old patient with hydatid cyst of the left ventricle, who was operated under cardiopulmonary bypass, is presented. Postoperative course at one year was uncomplicated
İki Abdominal Aort Anevrizması Olgusunun Endovasküler Stent – Greft ile Tedavisi
Özet: Abdominal aort anevrizmasının endovasküler tedavisi seçilmiş olgularda konvansiyonel cerrahi tedaviye iyi bir alternatiftir. Bu yazıda yurdumuzda kısa bir sure önce uygulanmaya başlanan endovasküler stent-greft implantasyonu yöntemi ile tedavi edilen iki abdominal aort anevrizması olgusu ve erken dönem sonuçları sunulmuştur
Hipertrofik Obstrüktif Kardiyomipatide diatermi ile septal rezeksiyon tekniği.
Özet: Hipertrofik obstrüktif kardiomyopati, ventrikül septumunun primer hipertrofisi ile meydana gelen küçük sol ventrikül kavitesi ile birlikte, ciddi sol ventrikül çıkım yolu darlığı yaratan bir hastalıktır. Etyolojisi bilinmemesine rağmen, genetik temellere dayanır. Cerrahi girişim, beta blokerler ve kalsiyum antagonistleri ile samptomları azaltılmaya hastalarda gerekmektedir. Klasik yöntemlerle bıçak veya makas ile yapılan septal rezeksiyonlara alternatif olarak "diatermiloop" ile yapılan bir yöntem tarif edilmektedir.
Hemolysis after Mitral Valve Repair: A Report of five Cases and Literature Review.
Abstract
Background and Aım of the Study: Hemolytic anemia is known to be a rare complication after the prosthetic replacement of the mitral valve, especially in the presence of perivalvular leaks, and even more rarely after mitral valve repair. Following repair, certain distinct patterns of the regurgitant flow disturbances associated with high shear stress are responsible for the hemolysis. Early echocardiographic recognition of these flow patterns may be important to diagnose the condition and may lead to re-repair or replacement of the valve.
Methods: During the past eight years, mitral valve repair was performed by the present authors in 159 patients, with a prosthetic ring being placed in 130 cases. In five of the patients receiving rings (3.8%) however, intractable hemolytic anemia quickly developed, due to recurrent or residual mitral regurgitation, and this necessitated reoperation.
Results: The valve was replaced in all five patients. One patient died from respiratory and renal failure leading to multiorgan failure. The other four patients were followed up and are currently in good health, with no evidence of hemolysis.
Conclusıon: Hemolysis frequently occurs immediately or soon after mitral valve repair, and may even appear in mild regurgitation. Thus, following repair with a prosthetic ring it is essential to clearly visualize the dynamic flow patterns postoperatively with transesophageal echocardiography, focusing especially on probable fragmentation, collision and rapid acceleration jets. These findings may lead the surgeon to revise the repair, or to replace the valve.
Hemodializ için "Snuff - Box" Arteriovenöz fistül.
Özet: Böbrek parenkiminde irreversibl değişikliklerinin sonucu ortaya çıkan progressiv metabolik bozukluklar, müdahale edilmediği taktirde mutlak ölümle sonuçlanırlar. Bu hastaların tedavilerinde en etkili yöntem hemodializ ve böbrek trasplantasyonudur transplantasyon yapılmayan ya da verici bekleyen hastalarda uygulanan hemodializ, bazen uzun süre gerekli olabilmektedir. Hemodiyaliz alanında en önemli gelişme, eksternal şantın (Quinton-Scribner) kullanılması ile başlamış ve internal şantın (Brescia-Cimino) uygulanması ile gelişmiştir. Daha sonra 1982 yılında Mehigan tarafından tarif edilen "Snuff-Box arteriovenöz fistülleri" bir çok üstünlükleri nedeni ile tercih edilmeye başlanmıştır
Gülhane Askeri Tıp akademisi (GATA) ve Askeri Tıp Fakültesi'nde kronik böbrek yetersizliği nedeni ile devamlı hemodializ uygulanan 22 hastaya yapılan snuff-box arteriovenöz fistülünün tekniği, sonuçları, komplikasyonları ve üstünlüğü sunuldu.
Hastanemizde Son Bir Yıl İçinde Açılan Hemodiyaliz Amaçlı Arteriovenöz Fistüllerin Retrospektif Analizi
Özet: Nisan 1998 ile Nisan 1999 tarihleri arasında kronik böbrek yetmezliği olan 52 hastaya hemodiyaliz amaçlı 70 arteriovenöz fistül açılmıştır. Bu arteriovenöz fistüllerin 38'I snuff-box, 19'u Brescia-Cimino (B.C), 12'si brakiosefalik nativ ve bir olguda da brakioaksiller sentetik greft idi. Postoperatif dönemde toplan 27 komplikasyon görüldü. Tromboz en sık karşılaşılan komplikasyon olarak 23 olguda görüldü. Üçüncü ve altıncı ayda snuff-box fistülde açık kalma oranları sırası ile 22/30 (%73.3) ve 12/17 (%70.6), B.C fistülde 11/14 (%78.6) ve 6/9 (%66.7) ve brakiosefalik fistülde 5/6 (83.3) ve 3/4 (%75) olarak saptandı. Ilerde tekrar nativ fistül gerçekleştirilebilmesine olanaksağlaması açısından ilek tercih olarak snuff-box fistül açılmasının daha uygun olduğu, koldaki tüm nativ fistül lokalizasyonları tüketildikten sonra sentetik greft kullanılması gerektiği düşünüldü
Grafting the Restenosed Coronary Artery.
Percutaneous coronary interventions are now being performed more often and with a wider variety of indications than was true even in the recent past. Accordingly, indications for the use of coronary stents have expanded to include diffuse, multiple, bifurcated, and distal vascular lesions. The implantation, by experienced interventional cardiologists, of multiple stents in a single coronary artery is also becoming relatively common. In combination with the natural progression of coronary artery disease, the higher probability of restenosis in previously stented coronary vessels forces cardiac surgeons to intervene more often in such patients. In the presence of one or more stents in the vascular segment intended for bypass, the best approach is not yet clear.
Femoral Bölgede Arteryal Grefte Komşu Bir Hidatik Kist (Olgu Sunumu)
Özet: Ülkemiz Echinococcus granulosus'un neden olduğu Kist Hidatik olguları yönünden endemik bir bölgedir. Bu bildiride, Echinococcus alveolaris'in nadir yerleşim yerlerinden biri olan, femoral bölgede arterial grefte komşu, kas içi yerleşimli bir Kist Hidatik olgusu sunuldu. Daha önce cross femoro-femoral bypass operasyonu yapılan olguda ameliyat sonrası 5. ayda rutin kontrolleri sırasında, sol femoral bölgede pulsatil kitle farkedildi. USG'de kistik yapı görülen olguya sol femoral eksplorasyon ve kist rezeksiyonu uygulandı. Histopatolojik tetkik sonucu echinococcus granulosus saptandı. Medikal tedavi başlanan olgu poliklinik kontrolü altında takip edilmektedir
Endovascular treatment of left carotid artery to left subclavian vein AV fistula due to stab injury: Caser report
Abstract: Penetrating injuries to the neck have high morbidity and mortality rates because of the multiple vital structures present within this anatomic region. Endovascular treatment of an AV fistula of left common carotid artery and left subclavian vein subsequent to stab injury of the left supraclavicular region is presented in this case report.
Endovascular treatment of an aortobronchial fistula
Abstract: A 67-year-old operated on 8 years previously for type B aortic dissection presented with tqo episodes of massive hemoptysis. An aortobronchial fistula was suspected with spiral computed tomography angiography, and showed a small pseudoaneurysm corresponding to the distal anastomotic site. The patient underwent endovascular stent-graft implantation and is asymptomatic 8 months after the procedure
Düşük Sıcaklık Gaz Plazma Sterilizasyon Yöntemi: Hidrojen Peroksit Gaz Plazma Sterilizasyonu.
Özet: Yeni geliştirilen bir düşük sıcaklık sterilizasyon yöntemi olan "hidrojen peroksit (H2O2) gaz plazma sterilizasyon" sisteminin mikrobiyolojik sterilite etkinliği in-vitro olarak araştırılmıştır. Araştırma, konvansiyonel düşük sıcaklık sterilizyon sistemi olan etilen oksit sterilizasyon sistemi ile karşılaştırmalı olarak dört ayrı çalışma ile yürütülmüştür. Sonuç olarak, H2O2 gaz plazma sterilizasyon sisteminin mikrobiyolojik sterilite etkinliği etilen oksit ile aynı saptanmıştır. Döngü süresinin kısalığı, nemsiz bir sistem olması, insan ve çevre sağlığına zararlı atığı olmaması, etilen oksite göre avantajlı yönler olarak değerlendirilirken, sistemin özel paketleme malzemesi gerektirmesi ise dezavantaj olarak değerlendirilmiştir.
Kardiak Cerrahiden Sonra Yara İnfeksiyonlarının Değerlendirilmesi
Özet: 1998 yılında kardiyopulmoner by-pass yöntemi ile açık kalp ameliyatı olan 2136 hasta değerlendirmeye alınmıştır. Kültür pozitif cerrahi yara infeksiyonu oranı %1.5 (31 olduğu) olarak saptanırken, en fazla infeksiyon saptanan bölge yüzeyel bacak (20 olgu) olmuş, mediastinit 4 olguda (%0.2) görülmüştür. İzole edilen suşların 12'si Staplıylococcus epidermidis. 5'i metisiline dirençli S. Aureus (MRSA), 1'i metisiline duyarlı S. Aureus (MSSA) olarak saptanmıştır. Üç olguda Enterobacter aerogenes izole edilmiştir. Otuz bir olgunun 4'ü (%13) sistemik komplikasyonların da eşlik etmesiyle kaybedilmiştir. Mortaliteyle sonuçlanan olgulardan en fazla MRSA sorumlu olmuştur. İzole edilen etken Gram pozitifler in-vitro olarak en fazla glikopeptitlere. Gram negatif çomaklar imipeneme duyarlı bulunmuştur. Çalışmamızda açık kalp cerrahisi sonrası yara infeksiyonları, özellikle mediastinit oranı literatürde belirtilen oranlardan daha düşük bulunmuştur. Ayrıca normal deri florası bakterisi olan S.epidermidis'in araştırmamızda ilk etken olarak izole edilmesi, cilt antisepsisi ve bakımının vurgulanması gerektiğini ortaya koymuştur
Kalp transplantasyonu uygulamalarında infeksiyon profilaksisi ile ilgili hazırlak programı.
Bu yayına ait detay metni bulunamadı.
Kalp kası bandında cerrahi tedavi: Suprakoroner Miyotomi
Amaç: Kalp kası bandı (miyorakdiyal bridge) çoğu kez selim seyreden ve nadiren cerrahi girişim gerektiren bir anomalidir. Bu çalışmada miyokardiyal bridge tanısı ile opere edilen hastalar, retrospektif olarak değerlendirilerek cerrahi endikasyonun sınırları belirlendi. Yöntem: Hastane'mizde 1990-2000 tarihleri arasında kalp kası bandı tanısıyla 7 hasta opere edildi. Hastaların tümü erkek ve yaş ortalaması 46.42±11.08 (28.00-60.00) idi. üç hastada sadece suprakoroner miyotomi, diğer hastalarda ise miyotomiye ek olarak koroner bypass yapıldı. Bulgular: Hastalarda ameliyat sonrasında ve uzun dönem takiplerinde herhangi bir mortalite veya morbitide gözlenmedi ve 4 ay ile 9 yıl arasında değişen takiplerinde, semptomların kaybolduğu ve normalfonksiyonel kapasitede bulundukları saptandı.
Sonuç: Medikal tedaviye cevap vermeyen kalp kası bandı bulunan, miyokardiyal kompresyonun %51-100 arasında olduğu saptanan hastalarda, suprakoroner miyotomi tercih edilmesi gereken bir yöntemdir.
Kalça Kırıklı-Çıkığı (Pipkin Tip-IV) ile Beraber Görülen Travmatik Aort Kapak Rüptürü "Olgu Sunumu"
Özet: Kardiak travmalar, politravmatize hastaların takibinde önemli bir klinik problemdir. Politravmatize hastalarda hastane öncesi ölümlerin üçte birini kardiotorasik travmalar oluşturmaktadır. Kardiak yaralanmalar, hastaneye canlı ulaşan hastaların ölüm nedenlerinin de büyük bir çoğunluğunu oluşturmaktadır. Bu ölümler sıklıkla multi-disipliner yaralanmaları olan politravmatize hastalarınacil birimlerde eksik değerlendirme ve tanıları neticesinde olmaktadır. Burada, araç içi trafik kazası sonucu kalça kırıklı-çıkığı (Pipkin Tip-IV) ve ayrışmamış sternum kırığı tanıları ile yatırılan, klinik takibi ve ortopedik ameliyta hazırlıkları sırasında travmatik aort kapak rüptürü tanısı konan bir olgu sunulmaktadır
Intratorasik paravertebral paragangliomalar (PVP).
Özet: Kliniğimizde posterior mediastendenkaynaklanan, nadir bir nonfonksiyonel paraganglioma olgusu tesbit edilmiştir. Yapılan literatür taramasında 11'i kadın, 22'si erkek olup, yaş ortalaması 29 olan, 33 olgu tesbit edilmiştir. Hastaların 15 tanesinde fazla katekolamin salgılanmasına bağlı semptomlar, geri kalan 18'inin ise nonfonksiyonel olduğu tesbit edilmiştir. PVP da başarılı tedavi tümörün total olarak rezeksiyonu ile sağlanabilmesine rağmen, rezidüel veya nüks tümör bulunan hastalarda ilave olarak yapılan radyoterapi yararlı olmaktadır. Bizim olgumuzu Glenner ve Grimmer'in tasnifine göre nonfonksiyonel aorticosymphatetic paraganglioma olarak yorumladık.
İntrabronşial Leiomyosarkomalar.
Bu yayına ait detay metni bulunamadı.
İntima rüptürleri.
Özet: Acil cerrahide oldukça seyrek rastlanan intima rüptürleri, künt travmaya bağlı olarak oluşmaktadır. Teşhis edilmedikleri takdirde extremite kaybına yol açabilen rüptürlerin rekonstrüksiyonu içeren altı vakayı gözden geçirdik. Vakalara, travmadan 1 saat – 2 ay içerisinde müdahale edildi. Bir vaka, erken postoperatif devrede, kazaya bağlı hipovolemiden kaybedildi. Bir vakada ise enfeksiyona bağlı dizüstü amputasyon uygulandı. Oldukça seyrek görülen intima rüptürleri, künt travma geçiren ve akut iskemi gösteren durumlarda hatırlanmalıdır. Bu nedenle bir yıl içerisinde altı gibi oldukça sık rastladığımız intima rüptürlerini ve sonuçlarını gözden geçirdik
Influence of Cardiovascular Risk Factors on the Outcome of Coronary Artery Bypass Surgery
Purpose, To assess the impact of gender, age, and other cardiovascular risk factors on the outcomes of patients undergoing coronary artery bypass grafting (CABG).Methods, A total of 5067 consecutive patients undergoing isolated CABG between 1995 and 2000 were divided into the age groups: 25-49 years, 50-59 years, 60-69 years, and 70-84 years. Data on patient age, gender, smoking, serum cholesterol, blood pressure, body mass index, diabetes, family history, morbid obesity, and renal failure were retrospectively analyzed. Results. The percentage of women aged >60 years undergoing CABG was higher than the percentage of men aged >60 years (45.6% vs. 36.6%). Most of the cardiovascular risk factors, except for smoking, were favorable in women (P
İnen Aort Anevrizma ve Diseksiyonlarında Endovasküler Stent Greft ile Tedavi
Özet: Araştırmanın amacı inen torasik aort anevrizma ve diseksiyonlarının endovasküler tedavisinde erken dönem sonuşların değerlendirilmesidir.
Ağustos 2001 – Haziran 2003 tarihleri arasında inen torasik aorta anevrizma ve diseksiyonu nedeniyle toplam 6 hastada endovasküler girişim uygulandı. Hastaların tümü erkek ve yaş ortalaması ise 58.3±18.6 (31-73) idi. Akut tip B diseksiyonu nedeniyle opere edilen iki hastadan birinde sol kalp yetersizliği, pulmoner ödem ve viseral iskemi, diğerinde ise inatçı hipertansiyon, sırt ağrısı ve radyolojik olarak gelişmekte olan ruptür bulguları vardı. Bir hastada daha önce torasik aortaya implante edilen greftin anastomoz hattından kaynaklanan yalancı anevrizma ve aortobronşial fistül, bir hastada torakoabdominal anevrizma, bir hastada sol subklavian arter distalinde torasik aort anevrizması, diğer bir hastada ise torasik aortada travma sonrası gelişen yalancı anevrizma vardı. Tüm hastalarda endovasküler stent-greft tasarlanan bölgeye başarıyla yerleştirildi. Akut tip B diseksiyon nedeniyle sol kalp yetersizliği, pulmoner ödem ve viseral iskemi tablosunda girişim uygulanan bir hasta postoperatif 72. gün muhtemel masif pulmoner emboli nedeniyle kaybedildi. Diğer hastalar normal aktuf yaşamlarına devam etmektedirler. İnen torasik aort hastalıklarında endovasküler yaklaşım özellikle yüksek riskli hastalardan kabul edilebilir bir morbidite ve mortalite ile uygulanabilmektedir
Implantation of expanded politetraflouroethylene grafts on peripheral arterial occlusions.
Özeti bulunmamakta...
Koroner-Subklavian Steal Sendromu: Olgu Takdimi
Özet: İnternal mammaryan arter ile koroner arter bypass uygulanan hastalarda subklavian arterde internal mammaryan arter ayrımından önce önemli bir darlık veya tıkanıklık olması halinde bypass yapılan damardaki akım azalır veya ters dönebilir; bu fenomen koroner-subklavian steal sendromu olarak adlandırılır. Kliniğimizde ameliyat olup 3 yıl boyunca yakınmasız iken tekrarlayan göğüs ağrısı nedeniyle başvuran hasta sunuldu. Hastanın anjiografisinde sol subklavian arter stenozu saptandı ve hastaya antesternal axillo-axiller bypass uygulandı. Bu fenomen oldukça nadir rastlanmasına rağmen internal mammaryan arter kullanılarak yapılan koroner arter bypass ameliyatları arttıkça daha da önem kazanacaktır.
Koroner Bypass Sonrası Masif Pulmoner Emboli Olgusunun İnsitu rTPA ile Tedavisi: Olgu sunumu
Özet: Akut masif pulmoner embolism, agresif tedavi girişimlerine rağmen yüksek mortaliteye sahiptir. Tanının hızla konulması ve pulmoner akımın yeniden sağlanması hayatta kalmayı etkileyen en önemli faktörlerdir. Koroner bypass ameliyatından 7 gün sonra taburcu edilen 67 yaşında bir erkek hasta 10. gün akut kartiopulmoner yetmezlik tablosu ile hastaneye getirildi. Yoğun bakım yatağında pulmoner anjiografi yapılan hastada, sağ ana pulmoner arter akımını tam tıkayan bir emboli saptandı. Kateter yoluyla thrombus içine lokal recombinant doku plasminojen aktivatörü infüzyonu ile rekanalizasyon sağlandı. Hastanın hemodinamik ve respiratuar durumu dramatik olarak düzeldi. Ondördüncü gününde taburcu edilen hasta, poliklinik takibinde 3. ayını doldurmuştur
Koroner Bypass Cerrahisinde Diabetin Morbidite ve Mortalite Üzerine Etkisi.
Özet: bu retrospektif çalışma Florence Nightingale Hastanesi'nde Ocak 1995 ile Haziran 1997 tarihleri arasında yapılan 3368 açık kalp ameliyatı arasında birbiri arkasına koroner bypass ameliyatı yapılan 2334 hastanın mortalite vemorbiditelerinin diabet ile olan ilgileri incelenmiştir. Bu çalışmada homojenite sağlanabilmesi için koroner bypass ile birlikte yapılan diğer girişimler (kapaklı koroner vb.)çalışmaya dahil edilmemiştir. Koroner bypas ameliyatı yapılan 2334 hastanın 1741'inin nondiabetik (%74.16), 603'ünün ise diabetik (%25.83) oldukları saptanmıştır. Hastaların ameliyat öncesi risk faktörleri ve ameliyat sonrası mortalite ve morbiditeleri incelenmiştir.
Koroner By-pass Ameliyatları Sonrası Tamamlayıcı Tedaviler
Bugün artık bilinmektedir ki koroner arter hastalığı nedeni ile bypass ameliyatı geçirmiş olan hastalar, gelecekolan bir enfarktüse karşı korunmuş olmalarına rağmen, doğal olarak halen daha ciddi risk gurubundadırlar. Bu nedenle ameliyat ile sağlanmış olan iyiliğin devamı ve uzun ömürlü olması için hastalarımızın ameliyat öncesi, kendilerinde mevcut bulunan risk faktörlerini iyi saptayarak, bilinçli olarak mücadeleye devam etmelidirler.
Koroner Baypas Reoperasyonları: (104 Olgunun Değerlendirilmesi)
Amaç: İlerleyici bir hastalık olan koroner arter hastalığının doğal seyri içerisinde koroner revaskülarizasyon prosedürlerinin sıklıkla tekrarlanması gerekmektedir. Bu çalışmada koroner bypass reoperasyonlarına etki eden risk faktörlerini incelemek ve birinci ameliyatlar ile reoperasyonların sonuçlarını karşılaştırmak amaçlanmıştır. Yöntem: Hastanemizde 1995-2000 yılları arasında ekibimiz tarafından 104 hastaya koroner baypass reoperasyonu uygulanmıştır (Koroner reoperasyonlar grubu). Bunların 99'u birinci, 3'ü ikinci, 2'si ise üçüncü reoperasyondur. Aynı dönemde 3609 birinci ameliyat yapılmıştır (Koroner 1. operasyon grubu). Reoperasyon olgularının 87'si erkek (%83.65), 17'si kadın (%16.35) olup, yaş ortalaması 60.82±9.49'dur. birinci ameliyat grubunun ise 2916'sı erker (%80.8), 693'ü kadın (%19.2) olup, yaş ortalaması 60.37±9.58'dir. Bulgular: Reoperasyon grubundaki hastalarda postoperative dönemde uzun ventilasyon gereksinimi (p=0.0001), diyaliz gerektiren böbrek yetersizliği (p=0.01), intraaortik balon pompası (İABP) kullanımı (p=0.0001), yoğun bakımda kalış (p=0.01) ve hastanede kalış süreleri (p=0.01) ilk operasyon grubuna gore anlamlı derecede yüksek oranda bulunmuştur. Mortalite oranı reoperasyon grubunda %9.62 iken, birinci operasyon grubunda %2.2 olarak gerçekleşmiştir (p=0.0001). Sonuç: Koroner baypas reoperasyonlarının sahip olduğu yüksek morbidite ve mortalite anestezi, cerrahi ve yoğun bakım zincirindeki gelişmeler doğrultusunda Kabul edilir düzeylere çekilebilmektedir. Bu hastaların ventrikül fonksiyonları ve klinik durumları bozulmadan tedaviye yönlendirilmeleri, daha yüz güldürücü sonuçların alınmasını sağlayacaktır
Koroner Arter Hastalığı ve Helicobacter pylori
Amaç: Aterosklerozun patogenezinde kronik infeksiyonların potansiyel bir rolünün olabileceğine dair bazı deliller mevcuttur. Ancak Helicobacter pylori infeksiyonu ile aterosklerotikkoroner arter hastalığı (KAH) arasındaki ilişki tartışmalıdır. Çalışmamızda Helicobacter pylori seropozitivitesi ile KAH arasındaki bağlantı olup olmadığı araştırıldı. Materyal ve Metod: Bu çalışmada KAH tanısı konan ve koroner arter bypass greft (KABG) ameliyatı yapılan 38 hastanın operasyondan bir gün önce alınan serum örneklerinde, in-house ELISA yöntemi ile anti-Helicobacter pylori IgG antikor varlığı araştırıldı. Kontrol grubu olarak 38 sağlıklı kişiden alınan serum örnekleri kullanıldı. Bulgular: Hastaların 29'unda (%76.31), kontrol grubunun 26'sında (%68.42) anti-Helicobacter pylori IgG antikorları tespit edildi. Koroner arter hastalığı bulunan grupta ve kontrol grubunda elde edilen sonuçlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Sonuç: Bu sonuçlar Helicobacter pylori infeksiyonunun KAH oluşumunda majör bir risk faktörü olduğu hipotezini desteklememektedir.
Koroner Arter Bypass Operasyonu Olan Hastalarda Anti-Chlamydia Pneumoniae IgG Antikor
Özet: Kronik C. pneumoniae infeksiyonu ile ateroskleroz ve bunun bir sonucu olan aterosklerotik koroner kalp hastalığı (KKH) arasında bağlantı olduğuna ilişkin kanıtlar giderek artmaktadır. Bu çalışmada koroner arter bypass operasyonu olan hastalar ile sağlıklı kişilerdeki Anti-C. pneumoniae IgG antikor prevalansı araştırılmıştır. Çalışmaya 99 KKH (80 erkek, 19 kadın; yaş ortalaması 58.75±8.97) hastası ve 50 sağlıklı kontrol (36 erkek, 14 kadın; yaş ortalaması 56.52±9.74) alındı. Anti-C pneumoniae IgG antikorları indirekt immunofluoresans antikor testi ile belirlendi. Serumlar 1/16, 1/32 ve 1/64 dilüsyonlarda test edildi. KKH hastalarının istatistiksen açıdan anlamlı bir oranının (%36.3) 1:64 dilüsyonda, kontrol grubunda is sadece %10'nun pozitif olduğu saptandı. Elde edilen sonuçlar, KKH ile yüksek titrasyonlarda C. pneumoniae antikor pozitifliği arasında ilişki olduğunu göstermektedir.
Konjentinal göğüs deformitelerinde ameliyat öncesi ve sonrası solunum fonksiyon testlerinin değerlendirilmesi.
Özet: Kliniğimizde ameliyat edilen konjenital göğüs deformitesi bulunan (pectus excavatum) 13 hastanın ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası solunum fonksiyon testleri yapılarak sonuçları değerlendirildi. Bazı hastalarda solunum fonksiyon testlerinde %10-15 oranında bir bozukluk tesbit edilmesine rağmen, hastaların çoğunda normal değerler elde edildiği, deformitenin ağırlığı ile solunum fonksiyon testlerinin arasında bir ilgi bulunmadığı tesbit edildi. Hastaların ameliyat sonrası yapılan kontrollerinde fonksiyon testlerinde önemli bir değişiklik olmadığı görüldü.
Kardiyovasküler cerrahide postoperatif dönemde gelişen cerrahi yara infeksiyonları, septisemi ve endokardit tabloları ile olguların genel operasyon ve kardiyopulmoner bypass sürelerinin karşılaştırılması.
Özeti bulunmamakta...
Kardiopleji Kullanmadan Koroner Cerrahisi.
Özet: Açık kalp cerrahisin dev adımlarla ilerlediği son on yıl içinde, hemen her merkez koroner bypass ameliyatlarından aldıkları mükemmel sonuçların gerek erken, gerekse uzun vadede iyi olmasında revaskülarizasyonun daha mükemmel yapılması ile birlikte miyokard koruma yöntemlerindeki gelişmelerin de önemi gözardı edilmemelidir. Miyokard koruma yöntemlerinin tarihçesine bir göz atarsak, yanlız kapak ve konjenital kalp ameliyatlarının yapıldığı ilk yıllarda kullanılan "iskemik arrest" yönteminin, miyokardı koruma yönünden gerçekten iç karartacak kadar kötü sonuçlarının olduğu görülmektedir. Daha sonra başlayan "hiportermik potasyum kardiopleji" dönemi, miyokard korunmasına getirdiği mükemmel sonuçlar ile cerrahi teknikte dev adımlar atılmasını sağlamıştır. Bu dönemde bütün cerrahlar tartışmasız olarak kardiopleji yönteminin kullanılması gerektiğine inanmışlardır. Fakat daha sonra koroner bypass cerrahisinin ön plana geçmesi ile bazı sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. En etkili sonucun alınması için tüm miyokarda diffüz olarak dağılması gereken kardioplejinin, tıkalı veya daralmış olan koroner arterlerin distalinde bulunan miyokarda ulaşarak koruyucu etkisini gösterememesi sonucunda izole sağ veya sol ventrikül yetmezlikleri görülmeye başlanmıştır. Bu nedenle bazı cerrahlar yeni yollar aramaya başlamışlar ve ilk akla gelen de yıllar önce kullanılan "iskemik arrest" olmuştur.
Modifiye miller kadranının akciğer kanserli olgularda ameliyat endikasyonlarındaki önemi.
Özet: Akciğer kanseri nedeniyle ameliyat edilen 58 hastanın preoperatif akciger fonksiyonları modifiye Miller kadranında değerlendirildi. Obstrüktif ventilasyon bozukluğu 25 hastada, mikst ventilasyon bozukluğu 23 hastada saptandı. Bütün olgular marginal rezerv çizgisinin üzerindeydi ve mortalite %3.4 bulundu.
Miyokard İnfarktüsü Nedeni Miyokardiyal Biridging mi?
Özet: "Miyokardiyal Bridging" nedeni ile cerrahi müdahalede bulunduğumuz 7 hastamızla ilgili deneyimlerimiz
Mitral halka annuloplastisi sonrası gelişen nadir bir komplikasyon: Hemolitik anemi.
Bu yayına ait detay metni bulunamadı.
Mitral Biyoprotez Kapakta Yırtılma Sonrası Gelişen Akut Akciğer Ödemi
Bu yayına ait detay metni bulunamadı.
Mediastinal Hamartoma.
Özet: Mediastinal hamartoma tanısı konulan, 24 yaşında, erkek hasta sunuldu. Oldukça nadir görülen bu lezyonlara gençlerde rastlanmaktadır ve selim karakterdedirler. Genellikle klinik tanıda güçlükle karşılaşılmaktadır. İsimlendirmedeki karmaşaya karşın, tümörün hamartomatöz orijinli olduğu kesindir
Mediasten Tümörleri.
Özet: 1962'den 1984 yılına kadar ameliyat edilen 121 mediastinal tümör olgusu histolojik olarak sınıflandırıldı. Nörojenik tümörleri en sık tümörlerdi (%23.9), bunu lenfomalar (%14), timonalar (%9.9) ve bronkojenik kistler (%8.2) takip ediyordu.
Olguların %39.7'si semptomsuzdu.
Malignite insidensi %33.3 olarak bulundu.
Olguların %87.8'inde tümör tamamen çıkarıldı.
Mortalite %2.47 olarak saptandı
Les ruptures bronciques post - traumatiques, completes et muettes de I' enfant.
Özet: Les ruptures trachéales et bronchiques des traumatismes fermés du thorax constituent une lésion organique grave par son influence sur le pronostic vital. Elles posent le probléme d'une réparationchirurgicale parfois urgente. Par contre chez l'enfant, la rétraction rapide des moignons bronchiques et le colmatage précoce du foyer par les tissus voisins peut aveugler la fuite aérique et retarder l'infection du pouman atéléctatique.
A propos de 2 cas observés dans les 5 derniéres années, nous rapportons la synthése des indications théraputiques telle qu'ils nous apparaissent à l'issu de cette expérience
Late Vascular Complications of Lumbar Disc Surgery, Case Reports.
Abstract: Many reports have been published describing different vascular lesions after lumbar disc surgery but the actual incidence is probably higher than has been published. Lesions of vascular structures (aorta, iliac arteries, an veins) close to the spine can arise as a consequence of the removal of disc fragments. In emergency cases, general surgeons are usually called upon to deal with these in the absence of more qualified vascular surgeons. But for an elective case, an experienced vascular surgeon's knowledge of the pathogenesis and appropriate management of these lesions is mandatory for the proper care of the patients. Herein, 3 additional cases of late vascular complications of lumbar disc surgery, their diagnostic features, and correct treatments are presented.
Kronik Atriyal Fibrilasyonun Cerrahi Tedavisinde Endokardiyal ve Epikardiyal Radyofrekans Ablasyon
Giriş: Kronik atriyal fibrilasyonun (AF) cerrahi tedavisinde Maze III prosedürü çok etkili bir metod olmakla birlikte, çok komplike bir işlem olması, kanama riski ve uzun zaman alması nedenleriyle yaygın olarak kullanılmamaktadır. Bunun yerine intraoperatif radyofrekans (RF) ablasyon işlemi, uygulanılmasının kolay olması, daha az zaman alması ve morbiditesinin daha düşük olması nedenleriyle daha yaygın olarak kullanım alanı bulmuştur.
Metodlar ve Bulgular: Aralık 2000 ile Mart 2003 tarihleri arasında kardiyak patoloji ile birlikte kronik AF'u olan 42 olguya intraoperatif RF ablasyon uygulandı. Olguların 12'si erkek, 30'u kadın olup, yaş ortalaması 55.0±11.2 idi. 39 olguya endokardiyal, 3 olguya epikardiyal ablasyon uygulandı. 33 olguda kronik persistan, diğer 9 olguda ise kronik paroksismal AF mevcut idi. Otuz altı olgu (%85.7) sinüs ritminde taburcu edildi. AF ritminde taburcu olan olgulardan bir tanesinin 3 ay sonraki kontrolde sinüs ritminde olduğu tespit edildi. Bir olguya (%2.4) pacemaker implantasyonu yapıldı. Erken dönemde (0-30 gün) mortalite %0 iken, sorunsuz taburcu olduktan sonra postoperatif 22. günde atriyo-özofajiyal fistül tespit edilerek tekrar yatırılan bir hasta (%2.4), 42. günde kaybedildi. Ameliyat sonrası yapılan ekokardiyografik takiplerde sinüs ritmindeki 12 olguda biatriyal kasılma olduğu tespid edildi.
Sonuç: Kronik AF'un tedavisinde intraoperatif RF ablasyon; uygulaması teknik olarak kolay, güvenli ve efektif bir metoddur ve cerrahlar tarafından yaygın olarak kullanılması beklenmektedir
Koroner-Subklaviyan çalma sendromuna yol açan subklaviyan arter tıkanıklığının tedavisi: Olgu Sunumu.
İnternal mamariyan arter kullanılarak koroner revaskülarizasyon yapılan hastalarda, subklaviyan arter darlığı veya tıkanmasına bağlı göğüs ağrısı gelişmesi nadir görülen bir durumdur. Bu olguların tedavisinde klasik yaklaşım subklaviyan arterin bir greft ile revaskülarizasyon olarak gözükse de, perkütan girişimler gittikçe artan oranda tercih edilmektedir. Burada, iki yıl önce koroner bypass operasyonu uygulanan ve sol subklaviyan arterin total tıkanıklığına bağlı olarak koroner subklaviyan çalma sendromu gelişmiş olan bir olguda başarıyla gerçekleştirilen stent uygulamasını sunmaktayız.
Postoperative cardiac surcigal care: An alternative approach.
Abstract: Combined appropriate anaesthetic and surgical techniques have allowed increasing numbers of patients to be successfully managed in a general surgical recovery ward after cardiac surgery rather than in an intensive care unit. From 1983 to 1989, 933 of 1542 patients undergoing open heart surgery were transferred to the general surgical recovery ward in the immediate postoperative period. Of these, 718 (77%) had undergone coronary artery bypass grafts, sometimes combined with other procedures and 168 (18%) had had cardiac valve replacements with or without other procedures. The remaining 47 (5%) had had miscellaneous cardiac operations. Significant cardiac complications occurred in 29 (3%) patients. The 24 hour chest radiograph was reported as abnormal (mainly atelectasis and effusion) in 63% of patients. Most resolved spontaneously or with physiotherapy. Twenty nine (3%) patients were re-explored to achieve haemostasis. There were no deaths in the general surgical recovery ward. Thirty seven (4%) patients had to be transferred to the intensive care unit for various reasons. The remaining 896 patients were transferred to the general ward after one night (871 patients) or two nights (25 patients) in the general surgical recovery ward. The average duration of stay in hospital for these patients was 9.3 days. Because of the overall success of such management and the low rate of complications over 80% of patients are now managed in the general surgical recovery ward after open heart surgery. The resulting savings in capital expenditure of equipment, medical, nursing, and technical personnel are substantial, and there are major implications for the planning of new cardiothoracic units.
Popliteal Arter Anevrizmaları.
Özet: Periferik arter anevrizmalarının en sık rastlananlarından birisi de genellikle arteriosklerotik kökenli olan popliteal arter anevrizmalarıdır. 1978-1986 yılları arasında kliniğimize müracaat eden 14 olgunun 12 tanesinin arteriosklerotik, bir tanesinin mikotik, diğerinin ise Behçet Hastalığına bağlı olduğu tespit edilmiştir. Arteriosklerotik anevrizmalardan iki olgu bilateral olup, bir hastada ilave femoral anevrizma saptanmıştır. Yaşları 54-68 arasında değişen 12 hastanın hepsi erkektir. Hastalardan on tanesinde popliteal şişlik ve klodikasyon, diğer iki tanesinde de rüptüre ait bulgular saptanmıştır. Arteriosklerotik ve Behçet kökenli anevrizmalara rezeksiyon ve arteriel devamlılığın sağlanması, mikotik kökenli anevrizmaya ise ligasyon uygulanmıştır. Klinik takipte yedi olgu asemptomatik bulunmuş, beş olgu ise takip dışı kalmıştır.
Poland Sendromu.
Özet: İstanbul Tıp Fakültesi, Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi ve Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Kliniklerinde, son 3 yıl içinde izlenen, değişik komponentli 4 Poland Sendromu olgusu sunuldu. Çeşitli şekillerde kendisini gösteren bu karmaşık anomalide eldeki şekil bozukluklarının her olguda bulunmasının şart olmadığı vurgulandı. Sendromun ortak özelliğinin pectoralis major kasının agenizisi olduğu belirlendi. Pectoral kas bozukluğu önemli bir sakatlığa yol açmadığı için, yalnızca el-parmakanomalileri ve göğüs duvarının paradoks hareketi bulunan olgularda cerrahi tedavinin düşünülemsi gerektiği üzerinde duruldu.
Periferik ve Koroner Arter Hastalığı Olan Olgularda İki Farklı Yaklaşım: Tek veya İki Seansta Operasyon.
Özet: Açık kalp cerrahisi planlanan olgularda ciddi periferik arter hastalığına sıklıkla rastlanabilmekte ve bu olgularda operatif mortalite ve morbidite önemli ölçüde artmaktadır. Ocak 1994-Mayıs 1996 tarihleri arasında hastanemizde açık kalp ameliyatı geçiren olguların 62'sinde (%2.53) periferik arter hastalığı mevcuttu. Bu gruptan 40 olguda öncelikle izole koroner arter bypass gerçekleştirildi ve periferik revaskülarizasyon sonraya bırakıldı. Bu grupta üç olgu postoperatif erken dönemde vasküler komplikasyonlar nedeniyle kaybedildi (%7.5). Diğer 22 olguda açık kalp cerrahisi ile aynı seansta periferik damar lezyonuna da müdahale edildi. Bu grupta bir olgu erken dönemde kaybedildi (%4.5). Cerrahi yaklaşım hangi yönde olursa olsun periferik damar hastalığı olan hastalarda, mortalitenin izole koroner bypass olgularına göre daha yüksek olduğu kesindir.
Periferik Sequential Bypasslar.
Özet: Aortokoroner by-passlarda sıklıkla kullanılan tekniğe benzer bir şekilde, greft akımını arttırmak ve greftin karşılaştığı rezistansı azaltarak iskemik ayağın perfüzyonunu en iyi şekilde sağlamak amacıyla, yaygın famoral obstrüksiyonu olan üç hastamızda safen ven ile multipl sequential anastomozlar yaptık. Nabızların dönmesi, ayağın ısınması, yaraların kapanması, tek anastomozlu femoropopliteal bypasslar ile karşılaştırıldığında, tedaviden alınan sonucun daha etkin olduğu belirlenmiş ve ilgili literatür incelenmiştir.
Periferik arterlerde translüminal anjioplastinin yeri.
Özet: Tıkayıcı damar hastalıklarında oldukça yaygın kullanım olanı bulan Perkütan Transluminal Anjioplasti'lerde (PTA) endikasyon, cerrahi endikasyonlara benzerlik göstermektedir. İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalında son iki yıl içerisinde, klodikasyon, istirahat ağrısı veya kangren şikayetleri ile müracaat eden 27 hastaya yapılan 34 PTA olgusu gözden geçirilmiş, işlem öncesi ve sonrası klinik, angiografik, doppler flowmetrik ve ayak bileği basınç indeksleri karşılaştırılmıştır. PTA'nın özellikle iliak arterler seviyesindeki kısa, segmanter ve konsantrik stenozlar da başarılı olduğuna inanıyoruz.
Particle-Induced Coronary Vasoconstriction in the Rat Heart: Pharmacological Investigation of Underlying Mechanisms.
Summary: An isolated perfused rat heart preparation has been used in an attempt to define the mechanisms underlying the coronary vasoconstriction associated with the intraarterial infusion of cardioplegic solutions containing contaminant particles. Coronary infusion of commercially available intravenous solutions, compounded to create the St. Thomas cardioplegic solution, resulted in a 40.3±1.9% decline in coronary flow rte at the end of a 20 minute period of infusion. Filtration of the solution through a 0.8 micron filter reduced this decline in flow rate to 23.4±2.3% of its control value. Arguments are presented that 5HT and its receptors may play a critical role and the hypothesis is advanced that particle-induced focal endothelial injury may be the primary lesion in a complex sequence of events leating to induction of transient vasoconstriction.
Opere PDA Sonrası Oluşan Aortapulmoner Pencere Onarımının Transosefageal Ekokardiyografi (TOE) ile Monitorizasyonu (olgu sunumu)
Summary: Recurrent PDA; Repairing of The Aortapulmonary Window and its Monitorisation with Transesophageal Echocardiography (Case Report). A 13 years old female patient operated of patent ductus arteriosus (PDA) in her childhood, was admitted with recurrent PDA. There was a massive blood transition in the preoperative transthoracic echocardiography (TTE) and angiographic study. It was thus reasonably assumed that there was a large defect between aorta and pulmonary artery. Although the defect type and its relation with the surrounding tissues could not have been determined in detail by TTE. In the routine intraoperative transesophageal echocardiography (TEE), a 6.2 cm. Aortopulmonary window was observed and not a ductus formation. TEE should be considered in order to obtain full information about this posterior cardiovascular region before any surgical approach
Nitric Oxide, Endothelin-1, and Superoxide production in arterial bypass grafts.
Abstract: In this study, basal and thrombin-stimulated release of nitric oxide and endothelin-1 in the internal mammary artery and the radial artery were measured, together with superoxide radicals generated after anoxia and reoxygenation. Arterial segments were obtained from patients undergoing coronary bypass operations. Our results show that there are differences between these 2 arteries in regard to production of nitric oxide, endothelin-1, and superoxide radicals. These differences may have a role in the process of atherogenesis and may contribute to long-term patency of arterial bypass grafts. These results may also explain the mechanism of radial artery graft spasm in coronary artery surgery and may constitute a basis for future pharmacological and clinical improvements for successful surgical application.
Mycotic Ascending Aortic Pseudoaneurysm at Aortic Cannulation Site.
Summary: Mycotic aneurysm of the aorta is a rare but highly fatal complication of coronary bypass surgery. A 49-year-old man developed mycotic pseudoaneurysm in the ascending aorta after coronary bypass in another hospital. Computed tomography showed the pseudoaneurysm originated from the previous aortic cannulation site. The defect was successfully repaired with pericardial-pledgeted sutures.
Ruptured abdominal aortic aneurysm with fistula into the right iliac vein.
Bu yayına ait detay metni bulunamadı.
Revascularization of the Circumflex Artery Using Pedicled Right Internal Mammary Artery Graft via the Transverse Sinus.
Sirkumfleks Arterin Transvers Sinüsten Geçirilen Pediküllü Sağ İnternal Mammaryan Arter Kullanılarak Revaskülarizasyonu. Sol ventrikülün tam arteriyel revaskülarizasyonunun gerçekleştirilmesi için sağ internal mammaryan arterin (RIMA) aortanın arkasından geçirilerek circumfleks (Cx) arter ve dallarına anastomozu alternatif bir yöntem olarak ilgi çekmektedir.
RIMA'nın transvers sinüsten geçirilerek circumfleks bölgesinde kullanılmasının mükemmel potensi ve iyi klinik sonuçlar sağladığı düşünülmektedir.
Repair of Recurrent Patent Ductus Arteriosus in an Adult with Cardiopulmonary Bypass (Case Report)
Abstract: Recurrence of ductal patency is a rarely encountered complication in surgical repair of patent ductus arteriosus (PDA). An adult patient with ductal recurrency underwent closure of ductus by using cardiopulmonary bypass via transpulmonary approach. She had significant improvement of symptoms and no residual shunt or pseudoneurysm. Seven months after surgery
Recurrent Tuberculous Pseudoaneurysm of the Descending Thoracic Aorta A Case Report.
Tuberculous pseudoaneurysm of the aorta is an exceedingly rare entity associated with high mortality. The extension of the infection from neighboring or contiguous inflammatory foci is the cause of the aortitis. These aneurysms are prone to rupture or perforation into adjacent organs, often resulting in fatal exsanguinating hemorrhage.
There are few reports of such aneurysms treated surgically in the literature. In this report, we present a case of recurrent tuberculous aneurysm of the descending thoracic aorta after a successful surgical therapy and an effective regimen of antituberculous chemotherapy.
Real-time patency control with thermal coronary angiography in 1401 coronary artery bypass grafting patients
Abstract: Intraoperative coronary angiography has always been favoured by cardiac surgeons. Thermal coronary angiography (TCA) is a useful method for intraoperative control of graft patency. It detects heat differences between tissues, provides easy-to-interpret angiographic images and even measures the flow of the grafts quantitatively.
Conclusion: Thermal imaging provides decisive coronary angiographies, and detects the perfusion area and flow of the implanted graft. It allows real-time detection of technical failures, reveals unexpected occluding plaques or any kind of flow-restricting lesions, and gives the chance of refinement of the anastomosis during the arrest period. We believe that the thermal imaging technique is a safe, noninvasive and feasible method to document the quality of the myocardial revascularization intraoperatively
Pulmoner kapak Replasmanı: İki olgu nedeniyle.
Özet: Uzun süreli ciddi pulmoner kapak yetersizliğinin ventrikül fonksiyonlarını bozduğu bilinmektedir. Kliniğimizde medikal tedaviye yanıt vermeyen ve ilerleyici sağ kalp yetersizliğine yol açan pulmoner yetersizlik nedeniyle iki olguda pulmoner kapak replasmanı yapıldı. Ciddi pulmoner yetersizlik ile beraber sağ kalp yetersizliği olan ve medikal tedaviye yanıt vermeyen olgularda pulmoner kapak replasmanı düşük bir riskle gerçekleştirilebilir ve fonksiyonel kapasiteyi önemli ölçüde düzeltebilir.
Pulmoner Blastoma.
Özet: Pulmoner blastoma akciğerin çok nadir görülen tümörlerinden birisidir. 1981 yılı dahil, yapılan dünya literatürü taramasında, sadece 50 olgu tesbit edilmiştir. Olgu sayısının azlığı nedeni ile preoperatif teşhisi sağlayacak kesin bir klinik özellik tarif edilememektedir. Pulmoner blastoma;malign epitel ve konnektiv doku komponentleri ile fetal akciğere çok benzerlik gösteren mikst bir tümördür. Yapılması mümkün olduğu taktirde cerrahi girişim en uygun tedavidir.
İki pulmoner blastoma olgusu sunuldu ve ilgili literatür gözden geçirildi.
Pulmoner aspergillomaların cerrahi tedavileri.
Özet: Fazla miktarda açık – negatif tüberküloz hastası bulunmasına bağlı olarak aspergillomaların görülme sıklığı artmaktadır. Bu hastalarda hemoptizi predominant olarak görülen bir semptomdur. Bu çalışmada, bilhassa intrakaviter tip pulmoner aspergillomaların hayatı tehdit edici bir hastalık olduğu belirlendi. Massif hemoptezinin aniden meydana gelmesinden dolayı pulmoner rezeksiyon, intrakaviter mantar topu (mycetoma) bulunan hastalarda kesinlikle endikedir ve operatif riski olmayan hastalarda uygulanmalıdır.
Prospective Analyses of The Prevalence of Anti-HCV in Blood Donors
Özeti bulunmamakta...
Prospective analyses of the prevalance of HBsAg in blood donors over a 5 year period.
Abstract: A new hepatitis causative agent Hepatitis C virus (HCV) has been identified by epidemiological laboratory and animal studies. Formerly it was named non-A-non-B virus. Hepatitis C virus can be transmitted parenterally and its transmission constitutes 90% of post-transfusion hepatitis. In order to determine the prevalence of Hepatitis C seropositivity in the population the anti-HCV antibodies of donors in the blood bank were examined. The seropositive sera were confirmed with recombinant Immunoblot Assay (RIBA) and Polymerase Chain Reaction (PCR) methods and compared.
The Surgical Treatment of Left Ventricle Aneurysm; Patch Repair Versus Conventional Closure.
Summary: Between January 1994-October 1995, 62 patients underwent surgical procedure for the treatment of left ventricle aneurysm. Mean age was 61±3.5 years. 15 cases had simple plication, 26 underwent linear repair (Group 1) and 21 had circular patch repair (DOR plasty) Group 2). The early mortality was 4.8% in the whole group. Patients in Group 2 needed less inotropic support and showed less incidence of arrhyhmias.
The role of posterior pericardiotomy on the incidence of atrial fibrillation after coronary revascularization
Aim. Pericardial effusion and atrial fibrillation (AF) are two common complications in coronary revascularization surgery. The aim of this study was to evaluate the efficiency of posterior pericardiotomy in pericardial effusion and AF.
Conclusion. Posterior pericardiotomy significantly reduces the pericardial effusion in coronary bypass procedure postoperatively. Patients with pericardial effusion were subjected to AF more frequently
The Hazardous Effects of Alveolar Hypocapnia on Lung Mechanics During Weaning From Cardiopulmonary Bypass
Abstract: The bronchoconstrictive effects of alveolar hypocapnia during weaning from cardiopulmonary bypass (CPB) were investigated in patients undergoing elective coronary artery revascularization. Thirty patients were randomly assigned into two equal groups.
Tek taraflı saydam akciğer (iki olgu nedeniyle).
Özet: Tek taraflı iki "Saydam Akciğer" olgusu takdim edildi. Özellikleri Mac LEOD sendromu tanı kriterlerine uyan ikinci olgumuz münasebeti ile bu ilginç patolojik olay günümüz bilgileri ışığı altında gözden geçirildi.
Surgical removal of fractured guidewire with ministernotomy
Bu yayına ait detay metni bulunamadı.
Solunum güçlüğü yaratan-Üst mediastende lokalize tiroidin Hürthle Cell tümörü.
Özet: Nefes darlığı şikayeti olan 66 yaşındaki hastadaki mediastinal Hürthle Cell lezyonu çıkarıldı. Bir yıl sonra hasta semptomsuzdu ve nüks saptanmadı.
Sol Ana Koroner Arter Tam Tıkanıklığı (Vaka Sunumu)
Özet: Sol ana koroner arter (SAKA) tam tıkanıklığı, nadir olarak karşılaşılan; ancak, tesbit edildiğinde acil olarak cerrahi tedavisi gereken bir hastalıktır. Akut SAKA tam tıkanması ani ölümlere neden olmaktadır. Sol koroner arter hastalığı, koroner arter hastalığı vakalarının %5'ini oluşturur. SAKA tam tıkanması ise, daha nadirdir. Çeşitli merkezlerde %0.03 ile %0.06 arasında SAKA tam tıkanıklığı görültüğü bildirilmiştir. Çalışmamızda, kliniğimizde tesbit edilen ve hemen cerrahi tedavi uygulanan, ameliyatta ve ameliyat sonrası dönemde herhangi bir sorunla karşılaşılmayan iki vaka sunulmaktadır.
Sınırlı Sternotomi İle Aort Kapağa Yaklaşım.
Özet: Aort kapakameliyatları, yirmibeş yıldır, median sternotomi yapıldıktan sonra yapılmıştır. Son yıllarda bazı merkezler küçük ensizyonlardan koroner bypass cerrahisi yapmaya başladılar. Bu gelişmelerin devamı olarak kapak ameliyatlarınında sınırlı bir ensizyon ile yapılabileceği gösterilmiştir. Sınırlı sternotomi yapılan hastaların daha erken taburcu oldukları saptanmıştır.
Sınırlı Sternotomi (6cm) ve Standart Sternotomi ile Yapılan Aort Kapak Cerrahisinin Karşılaştırılması
Özet: Sınırlı bir ensizyon ile yapılan aort kapak ameliyatlarının standart sternotomi ile yapılan ameliyatlar kalitesinde yapılabileceği çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışmada sınırlı sternotomi ve standart sternotomi ile ameliyat edilerek aort kapak cerrahisi yapılmış 39 hastalık iki gurup karşılaştırılmıştır. Sınırlı sternotomi gurubunda ameliyat sonrası ventilasyon süresinin daha kısa olduğu saptanmıştır.
Ruptured Aneurysm of the Sinus of Valsalva into the Left Ventricle: A Case Report and Review of the Literature.
This report describes a case of right coronary sinus of Valsalva aneurysm which ruptured into the left ventricle. The diagnosis was made with two-dimensional transthoracic echocardiography. The patient underwent aortic valve replacement. At follow-up 12 months later, the patient was without symptoms and repeated echocardiographic examinations showed no recurrence.
Ventral cardiac denervation reduces the incidence of atrial fibrillation after coronary artery bypass grafting
Objectives: Because the autonomic nervous system is an important determinant in the appearance of atrial fibrillation, we have assesed the role of ventral cardiac denervation for its prevention.
Conclusions: Ventral cardiac denervation is a fast and low-risk procedure. Its use significantly reduces the incidence and severity of atiral fibrillation after routine coronary artery bypass surgery. Patients younger than 70 years of age are expected to have a higher success rate than those older than 70 years.
Vena Cava Superior sendromunda cerrahi tedavi.
Özet: VCS sendromundan %25'i selim olaydan nedeni ile meydana gelir, diğer %75'i ise habis lezyonlar sonucudur. Selim nedenler ile meydana gelen VCS sendromunda en uygun tedavinin cerrahi olmasına karşın, habis nedenler ile meydana gelen olgularda palyatif cerrahi yöntemler ve radyoterafi-kemoterapi kullanılmalıdır.
Kliniğimizde cerrahi yöntemlerle tedavi edilen 5 VSC sendromu olgusundan en iyi sonucun alındığı, spiral safen ven greft ile bypass yaptığımız biri selim diğeri maligne iki olgunun diğer cerrahi yöntemlere üstünlüğü belirtilmiştir.
Vasküler Rekonstriksüyonlar sonrası görülen psödoanevrizmalar.
Özet: Arteryel rekonstrüksiyonlar sonrası görülen ve önemli bir komplikasyon olan psödoanevrizmalara cerrahide oldukça seyrek rastlanır. Kliniğimizde 1968-1987 Ocak tarihleri arasında yapılan 1874 arteryel anastomoz sonrasında 27 hastada görülen 35(%1.8) psödoanevrizma gözden geçirildi.
Travmatik sağ diafragma rüptürleri.
Özet: Travmatik sağ diafragma rüptürlerine oldukça seyrek rastlanmaktadır. Rüptür sonucu oluşan herniasyonun yavaş gelişmesi ve travmadan hemen sonra spesifik semptom vermemesi erken tanıyı güçleştirmektedir. Sunduğumuz 3 olguda travma ile tanı arasında geçen süre, 3 ay, 3 yıl ve 8 yıldır.
Traction injury in the internal mammary artery.
Summary: The internal mammary artery (IMA) is now used routinely along with saphenous vein for myocardial revascularization procedures. We have documented a particular form of non-perforating injury which may reduce blood flow during operation or may lead to early closure of the IMA bypass graft. Traction injury to the intima is well documented in other vessels but has not been previously reported in the IMA. We present a potentially disastrous example of traction injury to the IMA.
Tıkalı abdominal aorta lezyonlarında desending torasik aortofemoral bypass.
Özet: İnfrarenal aortik tıkanma, tıkanmışaortik bifurkasyon grefti ve suprarenal aortik atherosklerozisi bulunan hastalarda distale bypass temini, vasküler cerrahlar için halen birsorun teşkil etmektedir. Biz torasik aotobifemoral bypass ameliyatlarını laparatomisiz-retroperitoneal yaklaşım ile yaptık ve başarılı sonuçlar aldık.
Thermal angiography
Bu yayına ait detay metni bulunamadı.
The Use of the 5-HT3 – Receptor Antagonist Ondansetron for the Treatment of Postcardiotomy Delirium
Objective: To evaluate the effect of the 5-HT3-receptor antagonist ondansetron in patients with postcardiotomy delirium. Thirty-five patients who developed delirium in the ICU after CABG surgery were included. The mean score dropped from 3.20 + 1.01 to 0.29 + 0.75 after treatment. The fall in delirium score after ondansetron treatment was found to be statistically significant.
The use of stentless porcine bioprosthesis to repair an ascending aortic aneurysm in combination with aortic valve regurgitation
Abstract: Over the years, many surgical methods have evolved for the treatment of ascending aortic aneurysm in combination with aortic valve regurgitation. We describe the use of a stentless porcine bioprosthesis (Medtronic Freestyle®) in a patient with an ascending aortic aneurysm and aortic regurgitation. We used the complete root replacement method, and anastomosed a Dacron graft between the bioprosthetic valve and the native aorta to replace the distal part of the aneurysm.
Bronkografide yüksek frekanslı jet ventilasyonun klinik tanıya getirdiği avantajlar.
Özet: HFJV ile bronkografi uyguladığımız 25 hastamızdaki bronkografi kalitesi ve komplikasyonları, IPPV ile uygulanarak yapılan bronkografi vakaları ile karşılaştırıldı. HFJV'nun hipoksi ve ritm bozukluklarını önlediği, girişim süresini kısalttığı gözlendi.
Bir mukoepidermoid akciğer tümörü olgusu.
Özet: Tükrük bezlerinin mukoepidermoid tümörleri oldukça sık rastlanan tümörler olmasına karşın akciğerin mukoepidermoid tümörleri ender görülen tümörler olup, şimdiye kadar 50 civarında vaka bildirilmiştir. Bu yazıda hızla gelişim gösteren bir malign mukoepidermoid akciğer tümörü bildirilmiştir. Mukoepidermoid akciğer tümörlerinin oldukça hızlı gelişen malign lezyonlar olduğu sonucuna varılmıştır.
Atriyal Fibrilasyonun Cerrahi Tedavisinde Radyofrekans Ablasyonu: Komplikasyonlar ve Önlemleri
Özet: Atriyal fibrilasyon'un cerrahi tedavisi gittikçe artan bir popülarite kazanmaktır. Bu yazıda radyofrekans ablasyonu uygulamasına bağlı olarak karşılaşılan veya olası komplikasyonları ve bunlardan kaçınmak için alınabilecek önlemleri gözden geçireceğiz.
Atrioesophageal fistula: Is it an unavoidable complication of radiofrequency ablation?
The article by Doll and colleagues was of great interest. We want to share a similar experience where a patient (1 of 42) died of an atrioesophageal fistula
Atrial septal defect repair with minithoracotomy using two stage single venous cannula.
Abstract: Repair of atrial septal defect (ASD) via minimal access has been the preferred method to improve cosmesis and fast rehabilitation. A minithoracotomy approach was used for closure of secundum type ASD by using single bicaval venous cannula in 17 adult patients. Single venous bicaval cannula allows efficient drainage of both vena cavae and improves the surgical vision and manipulation through the right minithoracotomy.
Aterosklerotik damar tıkanıklığı saptanan hastalarda bazı risk faktörleri.
Özet: Periferik arter tıkanıklığı ve abdominal aort anevrizması nedeniyle ameliyat edilen ve aterosklerotik damar değişiklikleri saptanan 80 hastada çeşitli risk faktörleri araştırıldı. Olguların %96'sı uzun süre sigara içmiştir. %34'ünde hipertansiyon, %16'sında diabetes mellitus saptanmıştır. Hepsinde yüksek dansiteli lipoprotein (HDL) düşük bulunmuştur.
Arterial complications following orthopaedic reconstructions.
Özeti bulunmamakta...
Arteria Thoracica Interna ve Arteria Radialis'te Anoksi / Reoksijenasyonun Süperoksit Radikali Oluşumu Üzerine Etkisi.
Özeti bulunmamaktadır...
Aortoilliak ile kombine femoropopliteal bypasslar.
Özet: Aortoiliak segmentin rekonstrüksiyonundan sonra, bazı hastalarda görülen rezidüel semptomları ortadan kaldırmak için sekonder girişimler gerekmektedir. Biz çalışmalarımızda profundadan geçen kan akımını ölçerek, aynı seansta femoropoplieal bypass gerekip gerekmediğine karar verdik.
Aortic Valve Replacement with a Stentless Bioprosthesis: A report of 21 Cases
Özet: Aort kapak replasmanında kullanılacak ideal materyal henüz bulunmamıştır. Kliniğimizde Freestyle stentsiz kapak ile gerçekleştirilen aortic kapak değişim vakalarının klinik ve ekokardiografik sonuçlarını değerlendirdik. 21 vakada Freestyle stentsiz kapak kullanıldı. Sonuç olarak biyolojik kapak takılması düşünülen hastalarda Freestyle stentsiz kapakların iyi bir alternatif olduğu düşüncesindeyiz.
Aortanın İleri Derecede Aterosklerozunda Koroner Arter Cerrahisi
Özet: Açık kalp cerrahisinde tekniklerin ilerlemesine rağmen nörolojik komplikasyonların görülme sıklığı azalmamıştır. Bu yazıda çıkan aortada ileri derecede kalsifikasyon bulunan vakalarda hipotermik fibrilasyon tekniği kullanılarak aortaya dokunulmadan ve kross klemp konulmadan yapılan koroner by-pass ameliyatları anlatıldı. Bu teknik iyi miyokard korunması sağladığı ve emboliye bağlı nörolojik komplikasyonları önemli ölçüde engellediği için tercih edilebilir.
Aorta – Koroner Bypass Sonrası Lipoprotein ( a) Değişimi
Özet: Lipoprotein (a) [Lp(a)] gerek aterojenik gerekse trombojenik özelliğinden dolayı koroner arter hastalığı gelişiminde önemli bir yer tutar. Lp(a)'nın Kardiopulmoner bypass (KPB) altında yapılan koroner bypass ameliyatı sonrası değişimi araştırıldı. KPB sonrası ilk 10 günlük dönemde gözlenen Lp(a) ve lipid düzeylerindeki düşme akut restenoz olayları için avantajlı bir gelişim olduğu görülmektedir.
Aort Anevrizma ve Disseksiyonlarının Endovasküler Tedavisi
Özet: Vasküler cerrahi ve girişimsel radyolojideki gelişmelerin bir sonucu olarak endovasküler tedavi metodları ortaya çıkmıştır. Bu tekniklerin minimal travma ile uygulanabilmeleri, kısa süreli anestezi daha az ağrı, az kan ürünü kullanımı, düşük sistemik inflamatuar cevap, hastane ve yoğun bakımda kalış süresinin kısalması gibi avantajları vardır.
Aort anevrizma ve diseksiyonlarında endovasküler tedavi.
Son yıllarda gelişmiş teknoloji ürünü olan ikinci kuşak stent-greftlerin kullanıma sunulması ile birlikte aort anevrizma ve disseksiyonlarını tedavisinde önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Hastanemizde Şubat 2001 ve Mart 2005 tarihleri arasında 51 hastada toplam 53 endovasküler girişim uygulanmıştır. Endovasküler tedavi, iyi seçilmiş olgularda morbidite ve mortalitesi düşük güvenli bir metoddur.
Anti-HCV pevalansının kan vericilerinde 3 yıllık prospektif değerlendirilmesi
Özet: Kist hidatik ender olarak kardiyak yerleşim göstermektedir (%0.02-%0.2). Kalp apeksinde 4x5x5.5 cm. boyutlarında ventrikül duvarını komprese eden kardiyak kist hidatik saptandı. Postoperatif bir yıllık takipte herhangi bir probleme rastlanmadı.
An usual vascular complication following partial nephrectomy.
Özeti bulunmamakta...
An Unusual Cause of Endocarditis
A 44-year-old female patient was admitted with cardiac arrythmia and fatigue. She had been treated for mitral valve prolapse since age 28. TTE revealed prominent prolapse of the mitral and tricuspid valves. She had a history of raw milk ingestion. On TEE, a 1-cm floppy mass was found on the anterior leaflet of the mitral valve, which was interpreted as a vegetation.
Aksiller arteriyografiyi takiben Mediyal brakiyal fasiyal kompartman sendromu; Olgu sunumu.
Bu yayına ait detay metni bulunamadı.
Akciğer fibröz histiositoma ve malign fibröz histiositomaları.
Özet: Malign fibröz histiositomalar (MFY) sarkomların ayrı bir formu olarak son yıllarda tarif edilmiş bir olgudur. Akciğerden kaynak alan iki fibröz histiositoma olgusu münasebeti ile ilgili literatür tarandığında 1981 yılına kadar yayınlanmış sadece beş akciğer malign fibröz histiositoması bulunduğu tesbit edilmiştir.
Acute renal failure following ACE inhibition in a patient with coarctation of the aorta.
There is an increasing tendency to use ACE inhibitors. Some conditions are known to predispose to side-effects of ACE inhibitors. In this paper we report the known but rare complication of reversible acute renal failure following enalapril administration in a patient with coarctation of aorta and congestive heart failure.
Acute Gastrointestinal Complications After Open Heart Surgery
Abstract: Retrospective analysis revealed that 24 of 4401 adult patients (0.5%) developed severe gastrointestinal complications after open heart surgery during a 3-year period from January 1995. Gastrointestinal bleeding (33.2%), mesenteric ischemia (20.8%), pancreatitis (20.8%), hepatic dysfunction (16.7%), and cholecystitis (16.7%) were the most common complications. Mortality was 41.7% (10 patients).
Acute Aortic Valve Regurgitation Secondary to Blunt Chest Trauma
Summary: Blunt injury to the cardiac valves leads to progressive acute ventricular failure, which often requires urgent surgical management. In this case report, we describe an acute aortic valve rupture caused by air-bag inflation during an automobile accident. Laceration of an aortic valve cusp was treated successfully with urgent aortic valve replacement. Acute aortic valve rupture is a very rare complication of blunt chest trauma.
Açık kalp cerrahisinde post-operatif olarak gelişen alt solunum yolu infeksiyonlarında eksojen ve endojen kaynaklarının araştırılması.
Özet: Açık kalp ameliyatı olan 100 kardiyovasküler olgunun post-operatif dönemde gelişen alt solunum infeksiyonları prospektif olarak izlenmiştir. Sekiz (%8) hastada alt solunum yolu infeksiyonu gelişmiştir. Çalışma sonuçları, post-operatif dönemde oluşan alt solunum yolu infeksiyonlarında infeksiyon kaynaklarının genellikle mekanik ventilasyona ilişkin araç-gereçlerle, pH değişimlerinin sonucu olarak patojen mikro-organizmaları taşıyan mide sıvısının olduğu ortaya koymuştur.
Açık Kalp Cerrahisinde Kalp Koruma Yöntemleri ve Aritmi.
Özet: Kalp cerrahisinin ilk yıllarından beri intraoperatif miyokard korunması önemli bir konu olarak ele alınmıştır. Bu prospektif çalışmada, dört ayrı gruptaki olgularda hemodinamik, biyokimyasal değerlendirmeler ve aritmi izlemi yapılmıştır. Kan kardioplejisinin miyokardı daha iyi koruduğu düşünülmektedir.
Açık Kalp Cerrahisi Uygulanan Kişilerde Serum Lipoprotein (a ) ve Akut Faz Protein Düzeylerinin Değişimi
Özet: Lp(a), aterojenik ve trombojenik özelliğinden dolayı koroner arter hastalığı gelişmesinde önemli bir risk faktörüdür. Bu çalışmada KPB altında koroner bypass ameliyatı yapılan 20 erkek hastada plazma Lp(a) ve akut faz protein düzeyleri tayin edildi. Plazma Lp(a) düzeyinde ilk günlerde gözlenen belirgin düşüşe KPB sırasında kanın temas ettiği yabancı yüzeyler tarafından bağlanmasının neden olabileceği düşüncesine varıldı.
Abdominal Aort Anevrizmalarının Endovasküler Tedavisi
Amaç: Aort anevrizmalarının endovasküler yöntemle tedavisi daha az invazif oluşu ve hastanede kalış süresininkısalığı nedeniyle yurdumuzda da giderek yaygınlaşmaktadır. Sekiz abdominal aort anevrizması olgusu endovasküler stent-greft implantasyonu yöntemi ile tedavi edildi. Sonuç: Abdominal aort anevrizmalarının endovasküler yöntemle tedavisi komplike hastalarda dahi düşük morbidite ile uygulanabilmektedir.
A No-Touch Technique for Calcified Ascending Aorta during Coronary Artery Surgery.
Summary: Despite improvements in cardiovascular surgery techniques over the years, the incidence of neurologic complications has not declined, and stroke remains a possible sequela to coronary artery surgery. In this report, we describe a moderate hypothermic fibrillatory arrest technique that avoids cross-clamping or otherwise touching the aorta. Over a 1-year period, we used the technique in 21 patients who had heavy calcifications of the ascending aorta. No hemodynamic problems, lower-limp ischemia, or neurologic complications were seen. This technique seems reasonable, because it appears to provide good myocardial protection and to reduce neurologic complications.
A new technique for abdominal heart trasplantation in rats
Abstract: In this study we introduce a new technique for heart trasplantation in the abdominal cavity of rats. Fifteen Sprague Dawley rats have been used as recipients and 15 others as donors. The mean operating time was 34.46±2.66 min and the mean ischemia time was 23.93±2.11 min. This modification provides a more anatomical position, reduces exploration time, has a low incidence of morbidity and mortality.
A left pulmonary artery aneurysm secondary to pulmonary hypertension
Summary: We report a case of pulmonary trunk aneurysm extending into the left pulmonary artery, due to pulmonary hypertension secondary to mitral valve disease. The mitral valve was replaced with a bileaflet mechanical prosthesis. A Dacron graft interposed between main trunk and left pulmonary artery branch. Early postoperative angiogram revealed a very successful treatment.
A Fatal Complication due to Radiofrequency Ablation for Atrial Fibrillation: Atrio-Esophageal Fistula
Treatment of chronic atrial fibrillation with intraoperative radiofrequency ablation is gaining more acceptance in patients with rheumatic valve disease. This article reports a case of fatal atrio-esophageal fistula after radiofrequency ablation in a patient with rheumatic mitral and aortic valve disease with chronic atrial fibrillation